Bazen insanın içi dışından daha gürültülüdür. Sessiz oturduğun bir anda bile kafanın içinde iki ayrı karakter konuşur. Biri hep kötü senaryolar yazar, diğeriyse her şeye umutla bakmaya çalışır. Kötümser olan, “Sakın güvenme,” der, “Kesin bir şey ters gidecek.” İçimizdeki bir tür ruh emicidir bu; durmadan uyarır, korkutur, tetikte tutar. Ötekiyse “Olsun, bir hayır vardır,” der, “Her şeyin bir nedeni var.” Polyanna gibidir; ne olursa olsun içinden bir parça iyilik çekip çıkarmaya çalışır.
Ve biz, bu iki sesin ortasında kalırız. Hangisi gerçek, hangisi savunma? Hangisi bizi koruyor, hangisi oyalıyor? Bilemeyiz. Çoğu zaman bu seslerden biri galip gelir, biz de onunla birlikte savruluruz. Günümüzü, kararlarımızı, ruh halimizi belirleyen şey çoğu zaman bu görünmeyen iç diyaloglardır.
Psikolojik çalışmalar, bu iç seslerin aslında bizim geçmiş deneyimlerimizden, çocuklukta aldığımız mesajlardan, yaşadığımız hayal kırıklıklarından oluştuğunu söylüyor. Yani o “her şey kötüye gidecek” diyen ses, belki bir zamanlar kendini çaresiz hissetmiş çocuğun sesidir. “Her şey güzel olacak” diyen ses ise belki o karanlığın içinden çıkabilmek için umuda tutunmuş halimizdir.
Mesele şu: Bu seslerin her biri bizden bir parça taşıyor, ama hiçbiri bütünüyle “biz” değil. Kendi merkezimize dönebilmek için bu sesleri fark etmemiz gerekiyor. Onları susturmak değil; sadece yönetmek, dengelemek, hatta bazen görmezden gelmek.
Şu anda bile kafanın içinde o seslerden biri muhtemelen konuşuyor.
“Boş ver, zaten herkes böyle…” diyor belki.
“Yok ya, çok dramatik olmuş bu yazı…” diye geçiriyor içinden.
Ya da “Bu tam da beni anlatıyor ama ne işime yarayacak ki?” diye homurdanıyor.
İşte o sesin adı da belli: kaçınma, bastırma, erteleme.
Psikoloji diyor ki: Zihin, en çok bir şey fark etmek üzereyken savunmaya geçer. Tam da iç dünyana yaklaşırken “Boş ver, sonuna kadar okuma,” der mesela.
Ama sen buradasın. Hâlâ okuyorsun.
Demek ki içinde başka bir ses daha var:
Anlamaya çalışan, değişmeye açık, durup gerçekten kendini duymak isteyen bir ses.
O sesi susturma.
O, gerçekten sen olabilirsin.






Oldukça kalbe dokunan ve iç dünyayı anlatan bir yazı
Tam bi insanın iç dünyasında kendiyle yaptığı mücadele savunmasını anlatmak harika bi yazı olmuş
Bu yazıyı okurken kendimi gördüm. İçimdeki o iki sesin savaşı o kadar tanıdık ki… Biri sürekli korkuturken, diğeri inadına umut etmeye çalışıyor. Ama en çok etkilendiğim yer, ‘Zihin, en çok bir şey fark etmek üzereyken savunmaya geçer’ cümlesi oldu. Belki de artık o savunmaları bırakıp, gerçekten kim olduğumu dinleme zamanı gelmiştir. Bu yazı bir tokat gibi değdi. Teşekkür ederim, kendime bir adım daha yaklaştım.”
İnsanın iç seslerini bu kadar sade ve etkileyici anlatmak herkesin harcı değil. Her cümle çok anlamlı.